Özel günlerde ve sosyal ortamlarda eşini “sürekli” yalnız bırakmak boşanma sebebidir

Boşanma davalarında verilen kararları inceleyen Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 04.10.2016 tarihinde yapmış olduğu değerlendirmede, özel günlerde ve sosyal ortamlarda eşini sürekli yalnız bırakmanın bir boşanma nedeni olduğunu değerlendirmiştir. Yargıtay’ın yapmış olduğu bu değerlendirmedeki;

  •  “özel günler” ifadesinden aile toplantısı, düğün, bayram, yıl dönümü, doğum günü ve benzeri günlerin;
  •  “sosyal ortamlar” ifadesinden ise düğünler, yurtiçi ve dışı geziler ile konserler gibi ortamların anlaşılması gerekir.

ozel-gunler

1. Özel günlerde ve sosyal ortamlarda eşini sürekli yalnız bırakmanın boşanma nedeni olması, eşlerin birbirine karşı yükümlülüklerinin bir sonucudur.

Kanunumuzda evlilik birliğine verilen önem gereği taraflara bir takım haklar verilmiş ve sorumluluklar yüklenmiştir. Buna göre eşlerin evlilik birliğini birlikte temsil etme hakkı ile dayanışma içerisinde olma yükümlülükleri bulunmaktadır.

Evlilik birliğinin kurulmasından sonra her eş, evlilik birliğini eşit oranda temsil hakkına sahiptir. Burada önemli olan husus gerçekleştirilen temsil faaliyetinin evlilik birliğinin sürekli ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılmasıdır.

Kanunda eşlerin evlilik birliğini temsil etme hakkı yanında dayanışma ve yardımlaşma içerisinde hareket etmek yükümlülüğü de düzenlenmiştir. Eşler, evlenirken “iyi günde-kötü günde, hastalıkta-sağlıkta” yan yana olmayı birbirlerine taahhüt etmişlerdir. Eşlerin dayanışma ve yardımlaşma içerisinde hareket etmeleri de verdikleri bu taahhüdün bir sonucudur.

Özel günlerde ve sosyal ortamlarda eşini sürekli yalnız bırakmanın boşanma nedeni olmasına ilişkin yapılan değerlendirme de evlilik birliğinin birlikte temsil edilmesi hakkı ve eşlerin birbirlerine karşı dayanışma ve yardımlaşma içerisinde hareket etmek yükümlülüğünün bir sonucudur.

2. Özel günlerde ve sosyal ortamlarda eşini yalnız bırakmanın boşanma nedeni olarak değerlendirilebilmesi “süreklilik” şartına bağlıdır.

Eşlerin özel günlerde ve sosyal ortamlarda bir defaya mahsus olarak birbirlerini yalnız bırakmalarının boşanma nedeni olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Zira yüksek mahkeme de yapmış olduğu değerlendirmede özel günlerde ve sosyal ortamlarda eşini yalnız bırakmanın boşanma nedeni sayılmasının “süreklilik” şartına bağlı olduğunu açıkça ifade etmiştir. Dolayısıyla eşlerin özel günlerde ve sosyal ortamlarda süreklilik arz edecek şekilde birbirlerini yalnız bırakmaları boşanma nedeni olarak değerlendirilecektir. Aksi durum taraflardan birisinin bir defaya mahsus eşinin doğum gününü unutan ya da bir düğüne birlikte gitmeyen her eşin boşanma hakkına sahip olması sonucunu ortaya çıkaracaktır. Bu ise toplumumuzun temeli olan ailenin kolaylıkla dağılmasına neden olacaktır. Tüm bu nedenlerle özel günlerde ve sosyal ortamlarda eşini yalnız bırakmanın boşanma nedeni olarak değerlendirilebilmesinin “süreklilik” şartına bağlı olduğunu unutmamak gerekir.

3. Özel günlerde ve sosyal ortamlarda eşini sürekli yalnız bırakmanın boşanma nedeni olarak değerlendirilebilmesi için af ve hoş görme niteliğinde davranışlarda bulunulmaması gerekir.

Bu nedenlerle açılacak boşanma davasında hâkim bu fiillerin ne zaman gerçekleştirildiğini araştıracaktır. Eşlerden birisinin diğerini yalnız bıraktığına ilişkin süreklilik gösteren davranışların yaşandığının bilinmesine rağmen ortak hayat devam etmiş ise, diğer eş bakımından bu davranışların affedildiğini, hiç değilse hoşgörü ile karşılandığını kabul etmek gerekir. Hoşgörü ile karşılanan ya da affedilen bu davranışlardan ötürü boşanmaya karar verilmesi hukuken mümkün değildir. Bu sebeple eşlerden birisinin diğerini yalnız bıraktığına ilişkin süreklilik gösteren olaylar sonrasında af ve hoş görme niteliğinde davranışlarda bulunulmaması gerekir.

4. Yargıtay tarafından özel günlerde ve sosyal ortamlarda eşini sürekli yalnız bırakmanın boşanma nedeni olduğuna yönelik değerlendirme bir ilk değildir.

Özel günler ve sosyal ortamlarda eşin sürekli yalnız bırakılmasının boşanma nedeni olduğuna yönelik yapılan değerlendirme bir ilk değildir. Nitekim yüksek mahkeme 06.04.2016 tarihinde yapmış olduğu bir başka değerlendirmede de; “Erkeğin eşine aile toplantısı, düğün gibi özel günlerde ve sosyal ortamlarda eşlik etmediği, onu yalnız bırakmak suretiyle duygusal ve sosyal şiddet uyguladığı anlaşılmaktadır.” demiştir.

Yargıtay tarafından çeşitli tarihlerde yapılan değerlendirmeler sonrasında verilen 04.10.2016 tarihli kararın bir ilk olmadığını, medeni kanunun eşlere yüklediği bir yükümlülüğün sonucu olarak ortaya çıktığını ifade etmek gerekir.